
De ki: “Ey mülkün gerçek sahibi olan Allah! Sen dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden mülkü çekip alırsın; dilediğini yüceltip aziz kılar, dilediğini alçaltıp zelil edersin. Bütün hayırlar yalnız senin elindedir. Şüphesiz sen, her şeye kâdirsin.

De ki: “Ey mülkün gerçek sahibi olan Allah! Sen dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden mülkü çekip alırsın; dilediğini yüceltip aziz kılar, dilediğini alçaltıp zelil edersin. Bütün hayırlar yalnız senin elindedir. Şüphesiz sen, her şeye kâdirsin.

“Allah’ım! Seni zikretmek, nimetlerine şükretmek ve sana en güzel biçimde ibadet etmek konusunda bana yardım et.”
(İbn Huzeyme, Dua, No:751; Hâkim, No: 1838, I, 499)

Allah, kimseyi gücünün yetmeyeceği şeyle sorumlu tutmaz. Herkesin yaptığı iyilik kendi yararına, işlediği günahlar da kendi zararınadır. O mü’minler, niyazlarına şöyle devam etiler: “Rabbimiz! Unutur veya hata edersek bizi cezalandırma! Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme! Rabbimiz! Kaldıramayacağımız şeyleri de bize yükleme! Günahlarımızı affet, bizi bağışla, bize merhamet et! Sen bizim sahibimiz ve yardımcımızsın. Kâfirler gürûhuna karşı bize yardım eyle!”

“Allâh’ım! Sen’in gazabından rızâna, azâbından affına ve Sen’den yine Sana sığınırım!…”
(Müslim, Salât, 222)

İbrâhim, İsmâil’le birlikte Beytullah’ın temelleri üzerine duvarlarını yükseltirken şöyle dua ediyorlardı: “Rabbimiz, bizden bunu kabul buyur. Şüphesiz sen işiten ve bilensin.”
Bakara / 127. Ayet

el-Berâ İbnu’l-Âzib (radıyallahu anhüma) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Müslüman, kabirde suale maruz kalınca: “Allah’tan başka ilah bulunmadığı ve Muhammed’in O’nun kulu olduğuna şehadet eder”. Bunun delili şu ayettir: “Allah inananları dünya hayatında ve ahirette sağlam bir söz üzerine tutar; zâlimleri de saptırır…” (İbrahim, 27).Buhari, Cenaiz 87, Tefsir, İbrahim 2; Müslim, Sıfatu’l-Cenne, 13, (2871); Tirmizi, Tefsir, İbrahim (3119); Ebu Davud, Sünne 27, (4750); Nesai, Cenaiz 114, (4, 101); İbnu Mace, Zühd 32, (4269).

Hz. Enes (radiyallahu anh) anlatiyor: “Eslem kabilesinden bir genç: “Ey Allah’in Resûlü! Ben gazveye katilmak istiyorum, ancak gazve için gerekli techizâti temin edecek malim yok!” dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):Öyleyse falancaya git. O hazirlik yapmisti ama hastalandi (gelemeyecek) dedi. Genç o adama gidip:- Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’in sana selami var, cihâd için hazirladigin techizâti bana vermeni söyledi dedi. Adam, ismen çagirarak hanimina:- Hanim! cihad için hazirladigim teçhizâti su gence ver, onlardan hiçbir seyi alikoyup esirgeme, Allah’a kasem olsun, esirgemeden her ne verirsen hakkinda mübârek kilinir dedi.”Müslim, Imâret 134, (1894); Ebu Dâvud, Cihâd 177, (2780).

Nafi anlatıyor: “İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ), sabah ve ikindi namazları vaktinde kılınmış ise bunlardan sonra cenaze namazı kılardı.”Muvatta, Cenâiz 21, (1, 229).Buhari’nin bab başlığında, senetsiz olarak şu rivâyet kaydedilmiştir: “İbnu Ömer mutlaka tâhir olarak cenaze namazı kılardı. Güneş doğarken ve batarken cenaze namazı kılmazdı. Ellerini (de her tekbirde) kaldırırdı.”Buhâri, Cenâiz 57.* * *HADİSLER (KÜTÜB-İ SİTTE)* * *

Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) Ebü Cehm İbnu Huzeyfe’yi zekât tahsildarı olarak gönderdi. Adamın biri sadaka ödeme meselesinde onunla inatlaştı. Ebü Cehm (radıyallahu anh) de adama vurup başından yaraladı. Hemen Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e gelip:Ey Allah’ın Resülü, kısas istiyoruz dediler. Resülullah onlara:Size şu şu miktir diyet vereyim! dedi ise de razı olmadılar. Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) miktarını daha da artırarak:Size şu şu miktar diyet vereyim dedi. Onlar yine râzı olmadı. Hz. Peygamber (daha da artırarak):Size şu şu kadar diyet vereyim dedi. Bu sefer râzı oldular.Bunun üzerine aleyhissalâtu vesselâm Efendimiz:Ben bu akşam halka konuşup, onlara râzı olduğunuzu bildireceğim! dedi. “Pekâla” dediler. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) hitabesinde:Bu Leysliler bana kısas talebiyle geldiler. Ben onlara (kısasa bedel) şu şu miktar diyet teklif ettim, onlar da râzı oldular, siz de râzı mısınız? diye sordu. Fakat berikiler:Hayır, râzı değiliz! dediler. Mühâcirün onlara kızıp üzerlerine yürüdü. Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) onlara dokunmamalarını emretti, Muhacirun da ileri gitmekten vazgeçti. Sonra onları çağırıp, onlara verdiğini artırdı ve sordu:Râzı oldunuz mu?Evet dediler. Resülullah tekrar:Ben halka hitap edip, razı olduğunuzu bildireceğim dedi. Onlar: “Pekâla?” dediler. Resülullah halkı çağırarak:Râzı mısın? diye sordu.Evet râzıyız! dediler.”Ebü Dâvud, Diyât 13, (4534); Nesâi, Kasâme 24, (8, 35).

Hz. Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: “Bir bedevî Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e gelip:- Rüyamda başımın kesildiğini, kendimin de onun peşine düştüğünü gördüm dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) adamı azarlayıp:Sakın ha! Şeytanın, rûyanda seninle eğlenmesini kimseye anlatma! dedi.Müslim, ftü’ya 12, (2268).