• Yine Sahiheyn ve Tirmizi’nin Ebu Hureyre’den kaydettikleri bir rivayet şöyledir: “Biz bir davette Resûlullah ile beraberdik. Ona sofrada hayvanın ön budu(n dan bir parça) ikram edildi. Bud hoşuna giderdi. Ondan bir parça ısırdı ve:Ben Kıyamet günü âdemoğlunun efendisiyim! Acaba bunun neden olduğunu biliyor musunuz? (Açıklayayım:) Allah o gün, öncekileri ve sonrakileri tek bir düzlükte toplar. Bakan onlara bakar, çağıran onları işitir. Güneş onlara yaklaşır. Gam ve sıkıntı, insanların tahammül edemeyecekleri ve tâkat getiremeyecekleri dereceye ulaşır. Öyle ki insanlar:

    İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musunuz, sizlere şefaat edecek birini görmüyor musunuz?” demeye başlarlar. Birbirlerine:Babanız Âdem var! derler ve ona gelerek: “Ey Âdem! Sen insanların babasısın. Allah seni kendi eliyle yarattı, kendi ruhundan sana üfledi. (Bütün isimleri sana öğretti). Meleklerine senin önünde secde ettirdi. Seni cennete yerleştirdi. (Allah katında itibarın, makamın var.) Rabbin nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz mısın? Bizim şu halimizi, başımıza şu geleni görmüyor musun?” derler. Âdem aleyhisselâm da:Bugün Rabbim çok öfkelidir, daha önce bu kadar öfkelenmedi. Bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen şefaate benim yüzüm yok, çünkü, cennette iken, Allah) beni o ağaca yaklaşmaktan men etmişti. Ben, bu yasağa âsi oldum. (Ben cennette iken işlediğim günah sebebiyle cennetten çıkarıldım. Bugün günahlarım affedilirse bu bana yeter). Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin, Nûh aleyhisselam’a gidin! diyecek. İnsanlar Nûh aleyhisselam’a gelecekler:Ey Nuh! Sen yeryüzü ahalisine gönderilen resullerin ilkisin. Allah seni çok şükreden bir kul (abden şekûrâ) diye isimlendirdi. İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun? Başımıza gelenleri görmüyor musun? Rabbin nezdinde bizim için şefaatte bulunmaz mısın? diyecekler. Nuh aleyhisselâm da şöyle diyecek:Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce hiç bu kkadar öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek! Benim bir dua hakkım vardı. Ben onu kavmimin aleyhine (beddua olarak) yaptım. Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin. İbrahim aleyhisselam’a gidin! diyecek. İnsanlar İbrahim aleyhisselam’a gelecekler:Ey İbrahim! Sen allah’ın peygamberi ve arz ahalisi içinde yegane Halilisin, bize Rabbin nezdinde şefaat et! İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun? diyecekler. İbrahim aleyhisselam onlara:Rabbim bugün çok öfkeli. Bundan önce bu kadar öfkelenmemişti, bundan sonra da bu kadar öfkelenmeyecek. (Şefaat etmeye kendimde yüz de bulamıyorum. Çünkü ben) üç kere yalan söyledim! deyip, bu yalanlarını birer birer sayacak. Sonra sözlerine şöyle devam edecek:Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin! Musa aleyhisselam’a gidin! İnsanlar, Hz. Musa aleyhisselam’a gelecekler ve:Ey Musa! Sen Allah’ın peygamberisin. Allah seni, risaletiyle ve hususi kelamıyla insanlardan üstün kıldı. Bize Allah nezdinde şefaatte bulun! İçinde bulunduğumuz hali görmüyor musun? diyecekler. Hz. Musa da:Bugün Rabbim çok öfkelidir. Daha önce böylesine öfkelenmedi, bundan sonra da böylesine öfkelenmeyecek. (Esasen Rabbim nezdinde şefaate yüzüm de yok. Çünkü) ben, öldürülmesi ile emrolunmadığım bir cana kıydım. (…Bugün ben mağfirete mazhar olursam bu bana yeterlidir.) Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin! Hz. İsa aleyhisselâm’a gidin! diyecek. İnsanlar Hz. İsa’ya gelecekler ve:Ey İsa, sen Allah’ın Peygamberisin ve Meryem’e attığı bir kelamısın ve kendinden bir ruhsun. Üstelik sen beşikte iken insanlara konuşmuştun. Rabbin nezdinde bize şefaat et! İçinde bulunduğumuz şu hali görmüyor musun? diyecekler! Hz. İsa aleyhisselam da:Bugün Rabbim çok öfkeli. Daha önce bu kadar öfkelenmedi, bundan böyle de hiç bu kadar öfkelenmeyecek! diyecek. -Hz. İsa şahsıyla ilgili bir günah zikretmeksizin- (Bir başka rivayette:) “(Beni, Allah’tan ayrı bir ilah edindiler. Bugün bana mağfiret edilirse bu bana yeter!”) Nefsim! Nefsim! Nefsim! Benden başkasına gidin! Muhammed aleyhissalatu vesselam’a gidin!” diyecek. İnsanlar Muhammed aleyhissalâtu vesselâm’a gelecekler, -bir diğer rivayette: “Bana gelirler!” denmiştir- ve:Ey Muhammed! Sen Allah’ın peygamberisin, bütün peygamberlerin sonuncususun. Allah seni geçmiş-gelecek bütün günahlarını mağfiret buyurdu. Bize Rabbin nezdinde şefaatte bulun. Şu içinde bulunduğumuz hali görmüyor musun? diyecekler. Bunun üzerine ben Arş’ın altına gideceğim. Rabbim için secdeye kapanacağım. Derken Allah, benden önce hiç kimseye açmadığı medh u senâları benim için açacak (Ben onlarla Rabbime medh u senâlarda bulunacağım). Sonra:Ey Muhammed başını kaldır ve iste! (İstediğin) sana verilecek! Şefaat talep et! Şefaatin yerine getirilecek! denilecek. Ben de başımı kaldıracağım ve: “Ey Rabbim ümmetim! Ey Rabbim ümmetim! Ey Rabbim ümmetim!” diyeceğim. Bunun üzerine:Ey Muhammed! Ümmetinden, üzerinde hesap olmayanları cennet kapılarından sağdaki kapıdan içeri al! Esasen onlar diğer kapılarda da insanlara ortaktırlar! denilecek.”Resûlullah sonra şöyle buyurdular:Nefsim kudret elinde olan Zat-ı Zülcelâl’e yemin olsun. Cennet kapısının kanatlarından iki kanadının arasındaki mesâfe Mekke ile Hecer arasındaki veya Mekke ile Busra arasındaki mesafe kadardır.Buhari, Enbiya 3, 8, Tefsir, Beni İsrail 5; Müslim, İman 327, (194); Tirmizi, Kıyamet 11, (2436).Hz. İbrahim aleyhisselam’ın kıssasıyla ilgili bir rivayette şu ziyade var: (Hz. İbrahim, (insanlar, şefaat etmesi için kendine geldikleri zaman, Allah’a şefaat talebinde bulunmasına mani olan üç günahı olarak yıldızlar hakkında sarfettiği “İşte bu Rabbim” (En’am 76) sözünü, atalarının putları hakkında sarfettiği “Belki de bu (putları kırma) işini onların en büyüğü yapmıştır” (Enbiya 63) sözünü ve bir de: “Ben gerçekten hastayım” (Saffat 89) sözünü zikretti.”

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 5056
  • Talk İbnu Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın yanına geldik. (Biz huzurlarında iken) bir adam geldi. Sanki o bir bedevi idi.Ey Allah’ın Resulü! dedi, kişi abdest aldıktan sonra zekerine değerse ne gerekir (abdesti bozulur mu, bozulmaz mı?) ” Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) şu cevabı verdi:

    O, kendisinden bir parça değil midir?”Ebu Dâvud, Tahâret 71, (182, 183); Tirmizi, Tahâret 62, (85); Nesâi, Tahâret 120, (1,101). Bu metin Tirmizi’nindir.

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 3644
  • İbnu Abbas radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a (bir ara) maddi darlık isabet etti. Bu duruma Ali muttali oldu. Hemen çıkıp, Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın ihtiyacını görecek bir gelir temini için iş aradı. Derken bir yahudiye ait bir bahçeye uğradı. Adama her kovası bir kuru hurmaya onyedi kova su çıkarıverdi. Yahudi de hurmasından onun için onyedi tane acve (denilen iyi hurma) seçip verdi. Ali radıyallahu anh bunları Resûlullah’a getirdi.”

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 6715
  • Ibnu Abbâs (radiyallahu anhümâ) anlatiyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “En hayirli arkadas (grubu) dört kisiliktir. En hayirli askerî birlik dört yüz kisiliktir. En hayirli ordu dört bin kisidir. On iki bin kisi, sayica az diye maglub edilemez.”Ebu Dâvud, Cihâd 89, (2611); Tirmizî, Siyer 7, (1555); Ibnu Mâce, Cihâd 25, (2827).

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 1048
  • Hz. Enes radıyallahu anh demiştir ki: “Cuma günü, (duaların kabul edileceği) ümit edilen saati, ikindi namazından sonra güneşin ufuktan kaybolması anına kadar arayın.”Tirmizi, Salat 354, (489).MUHARREM

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 4538
  • İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: “(Bedir günü) savaş meydanından) geçiyordum. Ebu Cehl’in ayağından isabet alarak yıkılmış olduğunu gördüm:Ey Allah’ın düşmanı! Ey Ebu Cehl, nihayet Allah seni de böyle rüsvay etti! dedim (ve ilavaten): “Bu halde ondan korkacak değilim!” dedim. (Ebu Cehil):Kavminin öldürdüğü kimseden daha şereflisi var mıdır? diye cevap verdi. Ben, keskin olmayan bir kılıçla vurdum. Bu, bir işe yaramadı. Kendi kılıncı elinden düşünceye kadar vurdum. Onu alıp, onunla vurup geberttim. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm onun kılıncını bana (ganimet hissemden fazla olarak) verdi.”Buhari, Megazi 8, Ebu Davud, Cihad 142, (2709).

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 4205
  • Ebu Sa’id radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:Hakkıyla cehennemlik olan cehennemlikler var ya, onlar cehennemde ne ölürler ne de yaşarlar. Lâkin günahları -yahut hataları denmiştir- sebebiyle ateşe dûçar olan birkısım kimseler vardır ki, ateş onları tamamen öldürür. Yanıp kömür olduktan sonra, kendilerine şefaat edilme izni verilir. Böylece grup grup getirilirler ve cennet nehirlerine dağıtılırlar. Sonra:

    Ey cennet ehli! Bunların üzerlerine su dökün” denilir. Bunlar, sel yatağında biten bir ot gibi yeniden biterler.”Müslim, İman 306, (185).

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 5116
  • Yine Ebu Dâvud ‘un kaydına göre İbnu Mes ‘ud (radıyallahu anh) (Mina’ da) namazı dört kılmştı. Kendisine:Sen, (daha önce dört kıldığı için) Osman ‘ı ayıplamıştın, şimdi ise dört kılıyorsun! denilmişti. (Özür beyan ederek) şu cevabı verdi:

    Muhalefet zararlıdır. ”Ebu Dâvud, Menâsik 76, (1960).

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 2883
  • Huzeyfe (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: “Ramazan ayını, hilâli görmedikçe veya sayıyı ikmal etmedikçe öne alıp başlatmayın. (Hilali görüp veya sayıyı tamamladıktan) sonra müteakip hilâli görünceye veya sayıyı tamalayıncaya kadar orucu tutun”Ebu Davud, Savm 6, (2362); Nesâi, Savm 13, (4, 135, 136).

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 3092
  • Yine Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:Müslümanın, müslüman üstündeki hakkı beştir: Selamını almak, hasta ziyaretine gitmek, cenazesine katılmak, davetine icabet etmek, hapşırınca yerhamükallah demek.”Buhari, Cenaiz 2; Müslim, Selam 4, (2162); Ebu Davud, Edeb 98, (5030); Tirmizi, Edeb 1, (2738); Nesai, Cenaiz 52, (4, 52).Müslim’in bir rivayetinde şu ziyade vardır: “Eğer seni davet ederse icabet et, senden nasihat taleb ederse ona nasihat et.”

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 3287