• Ebu Saidi’l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: “Reslülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Malı şöyle şöyle, şöyle ve şöyle dağıtanlar hariç dünyalığı çok kazananlara yazıklar olsun!” “Şöyle!” kelimesini Resülullah dört kere tekrar etti. Bunlarla “sağından, solundan, önünden ve arkasından (hayır için harcayanlar” demek istedi).”

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 7216
  • Ebu Saidi’l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: “Reslülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Malı şöyle şöyle, şöyle ve şöyle dağıtanlar hariç dünyalığı çok kazananlara yazıklar olsun!” “Şöyle!” kelimesini Resülullah dört kere tekrar etti. Bunlarla “sağından, solundan, önünden ve arkasından (hayır için harcayanlar” demek istedi).”

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 7216
  • Ebu Saidi’l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: “Reslülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Malı şöyle şöyle, şöyle ve şöyle dağıtanlar hariç dünyalığı çok kazananlara yazıklar olsun!” “Şöyle!” kelimesini Resülullah dört kere tekrar etti. Bunlarla “sağından, solundan, önünden ve arkasından (hayır için harcayanlar” demek istedi).”

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 7216
  • Ebu Said (radıyallahu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) boynuzlu erkek bir koçu kurban etti. Koç siyahın içinde bakar, siyahın içinde yürür, siyahın içinde yerdi.”Tirmizî, Edâhî 4, (1496);Ebu Dâvud, Dahâyâ 4, (2796); Nesâî,Dahâyâ 14, (7, 221); Müslim, Edâhî 19, (1967).

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 1454
  • İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ)’den rivayet edilmiştir ki, ihramlı iken, gözüne gelen bir rahatsızlık sebebiyle aynaya bakmıştır.Muvatta, Hacc 93, (1, 358.)

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 1207
  • Amr İbnu Şuàyb an ebihi an ceddihi (radıyallâhu anh) anlatıyor. “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) yerinde sâbit duran (bakar) kör gözün (cinâyet sebebiyle) kapanması hâlinde, diyetinin, normal diyetinin üçte biri olacağına hükmetti. Keza sakat elin kesilmesi halinde, diyetinin normal diyetinin üçte biri kadar olacağına, siyahlaşmış dişin (cinâyet sebebiyle) düşmesi halinde, normal diyetinin üçte biri olacağına hükmetti.”Ebü Dâvud -bu rivâyetin sâdece gözle ilgili kısmını- önceki rivâyetin aynı bâbında), Nesâi’de tam olarak tahric etmiştir.CENİNİN DİYETİ

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 1893
  • Zirr İbnu Hubeyş anlatıyor: “Übey İbnu Ka’b (radıyallahu anh)’a Muavvizeteyn hakkında sorarak dedim ki:Ey Ebu’l-Münzir! Kardeşim İbnu Mes’ud şöyle şöyle diyor?Bana şu cevabı verdi:Ben Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a sordum. Cevâben:

    Bana: “Söyle!” dendi, ben de söyledim” dedi. Biz Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın söylediği şekilde söylüyoruz.”Buharî, Tefsir, Kul eûzu bi-rabbi’l-felak 1.

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 898
  • Sa’d İbnu Ebi Vakkâs radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalâtu vesselam Veda haccı senesinde, bende şiddet peyda eden bir ağrı sebebiyle yatmakta olduğum hastalıgım için bana geçmiş olsun ziyaretine geldi.Ey Allah’ın Resûlü dedim. Gördüğünüz gibi ağrım çok şiddetlendi. Ben mal mülk sahibi bir kimseyim. Bana vâris olacak tek kızımdan başka kimsem yok. Malımın üçte ikisini tasadduk etmek istiyorum! dedim. Hemen “Hayır, olmaz!” buyurdular.Yarısı? dedim. Yine “olmaz!” buyurdular.Üçte biri? dedim.

    Üçte birini mi? Üçte bir de çok. Senin vârislerini zenginler olarak bırakman, halka ihtiyaçlarını açan fakirler olarak bırakmandan daha hayırlıdır. Sen azîz ve celîl olan Allah’ın rızasını arayarak her ne harcarsan, -hatta bu, hanımının ağzına koyduğun bir lokma bile olsa- mutlaka onun sebebiyle mükâfaatlanacaksın” buyurdular. Ben:Ey Allah’ın Resülü dedim. Ben arkadaşlarımdan sonra burada kalacak mıyım? dedim.Eğer geri kalır, kendisiyle Allah’ın rızasını düşündüğün bir amel yapacak olursan bu ameller sebebiyle mutlaka derecen artacak, merteben yükselecektir. şunu da söyleyeyim. Sen daha yaşayacaksın. Öyle ki Allah seninle birkısım kavimlere hayır ulaştıracak, diğer birkısımlarına da şer buyurdular. Resulullah aleyhissalâtu vesselâm sonra, şöyle dua ettiler:Allahım! Ashabının hicretini tamama erdir. Onları gerisin geri (başarısızlıkla) çevirme! Ve sözlerini (Hicret evi olan) Mekke’de ölmüş olan Sa’d İbnu Havle hakkında sarfettikleri “Lakin zavallı, Sa’d İbnu Havle’dir!” mersiyesiyle tamamladılar.”Buhâri, Cenâiz 37, Vesâya 2, 3, Fezâilu’l-Ashâb 49, Megâzi 77, Nafakât 1, Marza 13,16, 43, Ferâiz 6; Müslim, Vesâya 5, (1628); Muvatta 4, (2, 763); Tirmizi 6, (975); Ebu Dâvud, Vesâya 2, (2864); Nesâî, Vesâya 3, (6, 241, 243).VARİSE VASİYET

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 5761
  • İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:Elbiselerden beyaz olanları giyin. Çünkü onlar en hayırlı giyeceklerinizdir. Ölülerinizi de beyazla kefenleyin.Tirmizi, Cenâiz 18, (994); Ebu Dâvud, Tıbb 14, (3878).* * *HADİSLER (KÜTÜB-İ SİTTE)* * *KIRMIZI

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 5239
  • Zühri merhum, Urve ve başkalarından almış olarak Hz. Aişe’nin şu rivayetini nakleder:Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) buyurmuştur ki: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir sefere çıkacağı zaman kadınları arasında kur’a çeker, kur’a kime çıkarsa onu beraberinde sefere götürürdü.Bir sefer sırasında da benim okum çıktı ve yolculuğuna ben refakat ettim. Bu sefer, örtünme emri geldikten sonra idi. Ben yol sırasında deve sırtında giden bir mahmil içinde taşınıyordum. Konak yerlerinde de onun içinde iken iniyordum. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın o gazvesi sona erinceye kadar hep böyle yol aldık. Nihayet geri döndü ve Medine’ye yakın bir yerde konakladık. Geceleyin bir müddet kaldıktan sonra dönüş emri verildi. Dönüş emri çıktığı sırada ben kalkıp (kâza-yı hacet için tek başıma) sordudan ayrılıp gittim. İhtiyacımı gördükten sonra bineğime geri geldim. O sırada göğsümü yokladım. Yemen’in göz boncuğundan yapılmış gerdanlığım kopmuştu. Aramak üzere geri döndüm. Onu aramak beni epeyce oyaladı. Benim bineğimle meşgul olan askerler gelip mahmilimi deveme yüklemişler. Zannetmişler ki ben mahmilin içindeyim. O zamanlar kadınlar çok hafifti. Az yedikleri için şişman değillerdi. Askerler mahmilini kaldırırken hafifliğine şaşırmayıp yüklemişler. Ben zaten küçük yaşta bir kadındım: Hülâsa devemi sürüp gitmişler.Ordu gittikten sonra gerdanlığımı buldum. Ordugâha geri döndüğüm zaman kimseyi bulamadım. Herkes gitmişti. Önce bulunduğum yere geldim. Beni bir müddet sonra kaybetmiş olduklarını farkederek aramaya geleceklerini düşündüm. Bu halde iken uyku bastırmış ve uyuyup kalmışım.Safvan İbnu Muattal es-Sülemî -ki bilâhere (Zekvan’da ikamet ederek) Zekvâni ünvanını da almıştır- (geri gözcülüğü vazifesiyle) ordugâhın gerilerinde geceyi geçirmişti. Sabah olunca benim menzilden geçerken uyuyan bir insan karaltısı görerek yanıma geldi. Görür görmez beni tanıdı. Zira örtünme emri gelmezden önce beni görmüştü.Ben onun istirca sesiyle “İnnâ lillah ve innâ ileyhi râci’ûn =Biz Allah’ın kullarıyız ve Allah’a dönüp varacağız” uyandım. Derhal başörtümle yüzümü örttüm. Allah’a kasem olsun bana tek kelime konuşmadı, istircâından başka bir tek sözünü de işitmedim. İndi ve devesini ıhtırdı. Binmem için devenin ön ayaklarına ayağıyla bastı. Ben de bindim. Devemi önden çekti, böylece yol aldık. Ordu bir yerde konakladığı sırada onlara yetiştik.(Gecikme hadisesini iftira vesilesi yaparak) benim yüzümden helâk olanlar oldu. Bu işte en büyük vebal de Abdullah İbnu Ubey İbni Selûl’e düşmüştü.Medine’ye geldiğimiz zaman bir ay kadar hasta yattım. Meğer bu esnada iftira edenlerin dedikoduları herkesi meşgul ediyormuş. Benim ise hiçbir şeyden haberim olmadı. Ancak bir husus bende kuşku uyandırmıştı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’da, başka zaman hastalanınca gördüğüm iltifat ve alâkayı göremiyordum. Yanıma girip selam veriyor, sonra da: “Şu sizinki nasıl?” deyip çıkıyordu. Bu davranışından biraz işkilleniyordum ama yine de (ortalığı saran) fitneden bihaberdim. Bu halde nekâlet devresine girdim.Bir gece, ben ve Ümmü Mistah o zaman için helâ olarak kullandığımız menâsı (denen çukurların bulunduğu semte) doğru gitmiştik. Biz buraya, geceden geceye çıkardık. (Hicab ayetinden sonra) evlerde helâlar inşa edilince çıkmaz olduk. Bundan önce biz de, eski Arapların def-i hâcetteki usulüne uyuyorduk. Ben ve Ümmü Mistah -ki bu kadın Ebu Rühm İbnu Muttalib İbni Abdi Menaf’ın kızıdır- böylece yürüdük. Onun annesi Ebu Bekri’s-Sıddîk’ın teyzesi olan Sahr İbnu Âmir’in kızıdır. Oğlu da Mistah İbnu Üsâse İbnu Ubâd İbni’l-Muttalib’dir.İşimiz bittikten sonra yürüyorduk. Ümmü Mistah, ayağı örtüsüne takılarak düştü. Kadın (böyle can yakıcı durumlarda söylenmesi âdet olan “düşmanın helâk olsun demedi): “Mistah helâk olsun!” diye (oğluna) beddua etti. Ben kadına:-“Amma da yaptın!” Bedir gazvesine katılan bir kimseye beddua ediyorsun ha!” dedim.-“Anacığım! onun ne söylediğini işitmedin mi?” dedi.-“Ne söylemiş ki?” dedim.Bunun üzerine iftiracıların söylediklerini bir bir anlattı. Hastalığıma yeni hastalık katıldı.Eve dönünce, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yanıma girdi ve:(İsmimi söylemeden) “Adamınız nasıl.” dedi. Ben:-“Ebeveynimin yanına gitmeye izin ver” dedim. Ben, haberin aslını annemle babamdan işitmek istiyordum. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) izin verdi, ben de ebeveynimin yanına geldim. Anneme:-“Ey anneciğim, halk arasında söylenen bu sözler nedir?” dedim.-“Ey kızım! Sen bu meseleyi büyütme. Allah’a kasem olsun güzel ve kocasının yanında sevgili olan, birçok kumaları (ortak) bulunan bir kadın hakkında her zaman çok dedikodu ederler” dedi. Ben:-“Sübhanallah, demek halk böyle söylüyor ha!” dedim.O gece sabaha kadar hiç durmadan ağladım. Ne gözümün yaşı dindi, ne de gözüme uyku girdi.Sabah oldu, ben hâlâ ağlıyordum. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) o gün Ali İbnu Ebi Talib’i ve Üsâme İbnu Zeyd (radıyallahu anhüma)’i çağırmıştı. Benimle ilgili vahyin gecikmesi üzerine ailesiyle ayrılma hususunda onlarla istişâre ediyordu.Üsâme (radıyallahu anh), ehlinin suçsuzluğu hususunda onlara karşı içinde beslediği sevgiye dayanarak, bildiği hususu şöyle dile getirmişti:-“Ey Allah’ın Resûlü! Onlar zevcelerinizdir. Allah’a kasem olsun, onlar hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz.”Ali İbnu Ebî Tâlib de şöyle demişti:-“Ey Allah’ın Resûlü, Allah sana darlık vermez. Ondan başka kadın çoktur. Sen câriyene sor, (onun hâlinni o daha iyi bilir), sana gerçeği haber verir.”Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu tavsiye üzerine cariyemiz Berîre’yi çağırdı ve:-“Ey Berîre, söyle! Aişe’de sana şüphe verici bir husus gördün mü?” diye sordu. Berîre:-“Hayır! Seni hak üzerine peygamber olarak gönderen Zât-ı Zülcelâl’e yemin olsun, ben onda fena bulduğum bir şey görmedim. Ayıplanabilecek tek gördüğüm şey şudur: “Yaşı genç olduğu için, ailesi için yoğurduğu hamurun üzerine uyur, bu sırada gelen keçi, hamurdan yerdi.”(Bu soruşturma sonunda) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kalkıp mescidde bir hutbe okur. Bu iftirayı ilk defa çıkaran Abdullah İbni Ubey İbni Selûl hakkında söz etmekten özür dileyerek, minberde şunları söyler:-“Ehlim hakkında bana sıkıntı veren adamı cezalandırmada, intikamımı almada bana kim yardım edecek? Allah’a yemin olsun ehlim hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum. Adı iftiraya karıştırılan bir adamdan söz ettiler. Onun hakkında da hayırdan başka bir şey bilmiyorum. O ailemin yanına ben olmayınca hiç girmemiştir.”Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın bu sözleri üzerine (Evs kabilesinin reisi) Sa’d İbnu Muâz (radıyallahu anh) kalktı ve:-“Ey Allah’ın Resûlü! Allah’a yemin olsun biz ondan senin intikamını alırız! Eğer Evs kabilesindense boynunu vururuz. Hazreçli kardeşlerimizden ise, bize sen emredersin, biz emrini aynen yerine getiririz!” dedi.Hazreç kabilesinin reisi olan Sa’d İbnu Ubâde ayağa kalktı. Sa’d aslında salih bir kimseydi. Ancak (Sa’d İbnu Muaz’ın konuşmasından alınarak) kabile hamiyet ve gayretine kapılmıştı. Sa’d İbnu Muâz’a dönerek şu sert cevabı verdi:-“Vallahi sen yalan söylüyorsun! Sen onu (Abdullah İbnu Ubey İbnu Selül’ü) öldüremezsin. Öldürtmeye gücün de yetmez.”(Ensar’ın ileri gelenlerinden) Useyd İbnu Hudayr (radıyallahu anh) -ki bu zât da Sa’d İbnu Muaz’ın amcaoğludur- kalkarak Sa’d İbnu Ubâde’ye çıkıştı:-“Allah’a yemin olsun yalan söyleyen sensin. Onu mutlaka öldürürüz. (Abdullah İbnu Ubey’e arka çıkıyorsan) sen de münâfıksın, münafıklar hesabına kavga ediyorsun!”Derken (Ensâr’ın iki kabilesi) Evs ve Hazreç ayağa kalkmışlar ve Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) daha minberde i
    ken, birbirlerine girmeye ramak kalmıştı. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sükûneti sağlayıncaya kadar gayret sarfetmiş ve minberden inmişti.Ben o gün de ağladım. Ne gözümün yaşı dindi, ne de gözüme uyku girdi. Müteakip gece de hep ağladım: Ne gözümün yaşı dindi ne de bir parça olsun uykum geldi. Sabahleyin annem ve babam yanıma geldiler. Böylece ben, iki gece bir gündüz aralıksız ağlamıştım. Öyle ki artık ağlamaktan ciğerlerim parçalanacak diye düşünüyordum.Onlar yanımda oturuyorlar, ben de ağlamaya devam ediyordum. Derken Ensar’dan bir kadın izin istedi. Ona, gir dedim. Yanıma oturup o da benimle ağlamaya başladı. Biz bu halde iken Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) girdi. Sonra oturdu. Hakkımda söylenen şeyler söylenileden beri yanımda hiç oturmamıştı. Bu arada bir ay geçmiş ve meselemle ilgili herhangi bir vahy gelmemişti. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) otururken şehâdet kelimesini de getirmişti. Sonra bana şunları söyledi:-“Ey Aişe, senin hakkında bana şöyle şöyle sözler ulaştı. Eğer bu dedikodulardan berî isen Allah seni vahiyle tebrie edecektir. Şayet bir günah işledi isen Allah Teâlâ’ya tevbe et. Zira kul bir günah işler, sonra da günahını itirafla tevbe ederse, Allah Teâlâ tevbesini kabul ve affeder.”Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın sözlerini tamamlayınca (ızdırabımın şiddetinden) gözlerimin yaşı kurudu, artık tek bir damla bile yaş hissetmiyordum. Babama:-“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın sözlerine sen cevap ver” dedim.Babam:-“Vallahi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a ne diyeceğimi bilemiyorum” dedi. Anneme yönelerek:-“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın söylediklerine sen bâri cevap ver” dedim. Annem de:-“Vallahi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a ne söyleyeceğimi ben de bilemiyorum” dedi.Hz. Aişe devamla der ki: “Ben yaşı henüz küçük bir kadındım. Kur’ân’dan da fazla okumuyordum. Dedim ki:-“Vallahi ben biliyorum ki halkın söyleştiği şeyleri işittiniz. Onlar içinize yer etti ve hep inandınız. Size: “Günahsızım” dedim, inanmıyorsunuz. Yapmadığım bir şeyi size itiraf etsem, -Allah biliyor ki ben ondan berîyim- beni tasdik edeceksiniz. Allah’a kasem olsun, sizinle benim durumumu anlatacak en iyi örnek Hz. Yusuf’un babası ve onun şu sözüdür: “Bana güzelce sabır gerekir. Anlattıklarınıza ancak Allah’tan yardım istenir” (Yusuf, 18). Sonra yüzümü çevirip yatağıma sokuldum. Kasem olsun ben o zaman suçsuz olduğumu biliyordum ve Allah’ın benim suçsuzluğumu te’yid edeceğine inanıyordum. Ancak, kesinlikle, Allah’ın benim hakkımda bir vahiy indireceğini, bunun (kıyâmete kadar) okunacağını hiç aklımdan geçirmedim. Ben, kendimi, Allah’ın herhangi bir şekilde tekellüm buyurarak okunacak bir vahiy konusu edilmeye değer bulmuyordum. Ancak, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın göreceği bir rüya yoluyla Allah’ın beni tebrie edeceğini ümid ediyordum.Allah’a kasem olsun, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) daha oturmuş olduğu yerden kalkmamış ve ev halkından kimse dışarı çıkmamıştı ki Allah, Resûlüne vahiy indirdi: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı vahiy sırasında her zaman gelen hâlet istila etti. Sonra da o hal zail oldu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) tebessüm içindeydiler. Konuştuğu ilk kelime bana şunu söylemek oldu:-“Ey Aişe Allah’a hamdet. Zira, seni tebrie buyurdu.”Annem de bana:-“Kalk Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a teşekkür et!” dedi. Ben ise:-“Vallahi hayır, ona teşekkür etmeyeceğim, sadece Allahıma hamdediyorum. Benim suçsuzluğumu Rabbim vahiy buyurdu” dedim. Allah’ın indirdiği vahiy şöyleydi:-“Muhammed’in eşine o yalanı uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın, o sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden herbirine kazandığı günah karşılığı ceza vardır. İçlerinden elebaşılık yapana ise büyük azab vardır. Onu işittiğiniz zaman, erkek-kadın mü’minlerin, kendiliklerinden hüsnüzanda bulunup da: “Bu apaçık bir iftiradır” demeleri gerekmez miydi? Dört şâhid getirmeleri gerekmez miydi? İşte bunlar şâhid getirmedikçe, Allah katında yalancı olanlardır. Allah’ın dünya ve âhirette size lütuf ve merhameti olmasaydı, o kötü sözü yaymanızdan ötürü büyük bir azaba uğrardınız…” (Nur 20).(Bir sayfa tutan) on âyeti, Cenâb-ı Hakk benim suçsuzluğumla ilgili bu ayetleri indirince, Ebu Bekri’s-Sıddîk (radıyallahu anh) -ki Mistah İbnu Üsâse’ye akrabalığı ve fakirliği sebebiyle maddi yardımda bulunuyordu- şunu söyledi:-“Aişe (radıyallahu anhâ)’ye bu iftirayı yaptıktan sonra, ona artık bir daha yardım yapmayacağım.”Bunun üzerine şu vahiy indi: “İçinizde lütuf ve servet sahibi olanlar, yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere, vermemek için yemin etmesinler, affetsinler geçsinler. Allah’ın sizi bağışlamasından hoşlanmaz mısınız? Allah bağışlayandır, merhametli olandır” (Nur, 22).Bunun üzerine Ebu Bekri’s-Sıddîk (radıyallahu anh): “Evet evet, Allah’a kasem olsun, Allah’ın beni affetmesini çok severim” dedi ve Mistah’a yapmakta olduğu yardımı yapmaya devam etti ve: “Ebediyyen yardımı ondan kesmeyeceğim” dedi.Hz. Aieşe (radıyallahu anhâ) sözlerine devamla dedi ki:Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) tahkik sırasında Zeyneb Bintu Cahş’a da hakkımda sormuş ve:-“Ey Zeyneb, bu hususta ne biliyorsun, ne gördün?” demişti. O da:-“Ey Allah’ın Resûlü, ben kulağımı, gözümü işitmediğim, görmediğim şeyden muhafaza ederim. Ben Aişe hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum!” demişti. Zeyneb (radıyallahu anhâ), Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın zevce-i tâhireleri arasında (bazı faziletleri sebebiyle) benimle boy ölçüşen birisiydi. Allah verâ ve dindarlığı sebebiyle onu (bu meselede müfteriler tarafında yer almaktan) korudu. Onun kız kardeşi Hamna ise, onunla mücâdeleye koyuldu ve helâk olan müfteriler arasında helâk oldu.Müfteriler arasında (Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in şairi) Hassân İbnu Sâbit (radıyallahu anh) de vardı. Urve der ki: “Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) yanında Hassân’a kötü söz söylenmesinden hoşlanmazdı ve derdi ki: “O şu beyti söyleyen kimsedir: “Babam, babanın babası, ırzım, size karşı Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)’in ırzına bekçidir.”Mesrûk İbnu’l-Ecda der ki:-“Ben Hz. Aişe (radıyallahu anhâ)’nin huzuruna girmiştim. Yanında Hassân İbnu Sâbit (radıyallahu anh)’i gördüm. Hz. Aişe’ye şiir okuyor, bazı beyitleri kendisiyle tezyin ediyordu. Şunu okudu:Afifdir, ağırdır, iffetinden şüphe ne mümkün!

    Kötü düşünceden uzak olanların etleri bile onu aç bırakır.Hz. Aişe’ye dedi ki: “Sen nasıl olur da Hassân’ın yanına girmesine izin verirsin, o ki, hakkında Allah şöyle buyurmuştur: “İçlerinden elebaşılık yapana ise büyük azab vardır.” Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) şu cevabı verdi: “Körlükten daha şiddetli bir azab var mı!” Hz. Aişe sonra şunu da söyledi “O, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ı müdafaa ediyordu.”Buhari, Şehâdât, 15, 30, Hibe 15, Cihad 64, Megâzi 11, 34, Tefsir, Yusuf 3, Nur 6, 11, Eyman 18, İ’tisan 28, Tevhid 35, 52; Müslim, Tevbe 56, (2770); Tirmizi, Tefsir, (3179); Nesâi, Tahâret 1194, (1, 163-164).

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 716