Habeşi İbnu Cünade es-Selûli radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Arafat’ta vakfede iken bir bedevi gelerek ridasının bir ucundan tutup, ondan bunu istedi. Aleyhissalâtu vesselâm da onu ona verdi. Adam ridayı beraberinde alıp gitti. Tam o sırada dilenmek haram kılındı. bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm:Sadaka zengine helal değildir; sağlığı yerinde güç kuvvet sahibine de helal değildir. O, sersefil edici, fakre düşen, haysiyeti kırıcı borca giren, eleme boğan kana bulaşan kimseler dışında hiç kimseye helal değildir. Öyleyse, kim malını artırmak için insanlara el açarsa, bu, Kıyamet günü suratında cırmalama yaralarına ve cehennemde yiyeceği kızgın taşlara dönüşür. Öyleyse (buyursun) dileyen azla yetinsin, dileyen de çoğaltmaya çalışsın.Tirmizi, Zekat 23, (653).Rezin merhum şu ziyadede bulunmuştur: “Ben, bir adama ihsanda bulunurum. Adam da onu koltuğunun altına koyarak alıp gider veya yiyip midesine indirir. Halbuki bu, (eğer layık değilse) o adam için ateşten başka bir şey değildir.”Resûlullah’ın bu sözü üzerine Hz. Ömer radıyallahu anh:Ey Allah’ın Resûlü! Öyleyse ateş olan bir şeyi niye veriyorsunuz? diye sordu. Aleyhissalatu vesselam:Allah benim cimri olmamı kabul etmedi, insanlar da benden istememeyi kabul etmedi! cevabını verdi. Orada bulunanlar:Dilenmeyi haram kılan zenginlik nedir? diye sordular. Aleyhissalatu vesselâm: “Sabah veya akşam yetecek kadar yiyecektir!” buyurdular.”