Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), Ubey İbnu Ka’b (radıyallahu anh)’a uğradı. O namaz kılıyordu… devamını yukarıdaki gibi aynen kaydetti. Ancak şu ziyade var: “Nefsimi kudret elinde tutan Zât-ı Zü’l-Celâl’e yemin ederim ki, Allah, Fâtiha’ının bir mislini ne Tevrat’ta, ne İncil’de ne Zebur’da, ne de Furkân’da indirmemiştir. O (namazlarda) tekrarla okunan yedi âyet ve bana ihsân edilen yüce Kur’ân’dır.”Tirmizi, Sevâbu’l-Kur’ân 1, (2878).Tirmizi hadisin sahih olduğunu söylemiştir. Nesâî’nin yine Ebu Hüreyre’den yaptığı bir rivayette: “O (Fatiha süresi) benimle kulum arasında taksim edilmiştir. Kuluma istediği verilmiştir” ziyadesi vardır.İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Cibril (aleyhisselam), Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’in yanında otururken yukarıda kapı sesine benzer bir ses işitti. Başını göğe doğru kaldırdı. Cibril (aleyhisselâm) dedi ki: “İşte gökten bir kapı açıldı, bugüne kadar böyle bir kapı asla açılmamıştı.” Derken oradan bir melek indi. Cibril (aleyhissalâm) tekrar konuştu: “İşte arza bir melek indi, şimdiye kadar bu melek hiç inmemişti.” Melek selam verdi ve Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e : “Sana verilen iki nuru müjdeliyorum. Bunlar, senden önce başka hiçbir peygambere verilmemişlerdi: Onların biri Fatihâ Sûresi, diğeri de Bakara Sûresi’nin son kısmı. Onlardan okuduğun her harfe mukabil sana mutlaka büyük sevap verilecektir. dedi.Müslim, Müsâfirin 254; Nesâî, İiftihah 25.