• Sabit İbnu Kays İbni Şemmâs radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm, ben hasta iken yanıma gelip şu duayı okudu: “Ey insanların Rabbi! Sabit İbni Kays İbni Şemmas’tan acıyı kaldır.” Sonra (Medine’nin) Buthan (nam vadi)den toprak alarak bir kadehe koydu, üzerine su döküp nefes etti, sonra (su ile karışan bu toprağı) üstüme serpti.”Ebu Davud, Tıbb 18, (3885).

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 3998
  • Buhari rahimehullah’ın bir rivâyetinde şöyle denmiştir:Resulullah aleyhissalâtu vesselâm (abdest uzuvlarını) ikişer kere yıkayarak abdest aldı.”

    Buhâri, Vudü 23.

    Ebu Dâvud’un bir rivâyetinde, Mikdâm İbnu Ma’dikerb’den şu kaydedilir:

    Sonra başını, içiyle ve dışıyla iki kulağını meshetti.”Ebu Dâvud, Tahâret 50, (121).Yine Ebu Dâvud’un bir başka rivâyetinde şöyle denmiştir: “Kulaklarını içleriyle dışlarıyla meshetti, parmaklarını kulaklarının deliklerine soktu.”Ebü Dâvud, Tahâret 123.

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 3568
  • Hz. Süheyb radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:Sizden öncekiler arasında bir kral vardı. Onun bir de sihirbazı vardı. Sihirbaz yaşlanınca Kral’a: Ben artık yaşlandım. Bana bir oğlan çocuğu gönder de sihir yapmayı öğreteyim!” dedi. Kral da öğretmesi için ona bir oğlan gönderdi. Oğlanın geçtiği yolda bir râhip yaşıyordu. (Bir gün giderken) rahibe uğrayıp onu dinledi, konuşması hoşuna gitti. Artık sihirbaza gittikçe, râhibe uğruyor, yanında (bir müddet) oturup onu dinliyordu.(Bir gün) delikanlıyo sihirbaz, yanına gelince dövdü. Oğlan da durumu râhibe şikayet etti. Rahip ona:Eğer sihirbazdan (dövecek diye) korkarsan: Ailem beni oyaladı!” de; ailenden korkacak olursan, “beni sihirbaz oyaladı” de!” diye tenbihte bulundu.O bu halde (devam eder) iken, insanlara mani olmuş bulunan büyük bir canavara rastladı. (Kendi kendine:)Bugün bileceğim; sihirbaz mı efdal, rahip mi efdal! diye mırıldandı. Bir taş aldı ve:Allahım! Eğer râhibin işi, sana sihirbazın işinden daha sevimli ise, şu hayvanı öldür de insanlar geçsinler! deyip, taşı fırlattı ve hayvanı öldürdü. İnsanlar yollarına devam ettiler. Delikanlı râhibe gelip durumu anlattı. Rahib ona:Evet! Bugün sen benden efdalsin (üstünsün)! Görüyorum ki, yüce bir mertdebedesin. Sen imtihan geçireceksin. İmtihana maruz kalınca sakın benden haber verme! dedi. Oğlan anadan doğma körleri ve alaca hastalığına yakalananları tedavi eder, insanları başkaca hastalıklardan da kurtarırdı. Onu kralın gözlyeri kör olan arkadaşı işitti. Birçok hediyeler alarak yanına geldi ve: “Eğer beni tedavi edersen, şunların hepsi senindir” dedi. O da:Ben kimseyi tedavi etmem, tedavi eden Allah’tır. Eğer Allah’a iman edersen, sana şifa vermesi için dua edeceğim. O da şifa verecek! dedi. Adam derhal iman etti, Allah da ona şifa verdi.Adam bundan sonra kralın yanına geldi. Eskiden olduğu gibi yine yanına oturdu. Kral:Gözünü sana kim iade etti? diye sordu.Rabbim! dedi. Kral:Senin benden başka bir Rabbin mi var? dedi. Adam:Benim de senin de Rabbimiz Allah’tır! cevabını verdi. Kral onu yakalatıp işkence ettirdi. O kadar ki, (gözünü tedavi eden ve Allah’a iman etmesini sağlayan) oğlanın yerini de gösterdi. Oğlan da oraya getirildi. Kral ona:Ey oğul! Senin sihrin körlerin gözünü açacak, alaca hastalığını tedavi edecek bir dereceye ulaşmış, neler neler yapıyormuşsun! dedi. Oğlan:Ben kimseyi tedavi etmiyorum, şifayı veren Allah’tır! dedi. Kral onu da tevkif ettirip işkence etmeye başladı. O kadar ki, o da râhibin yerini haber verdi. Bunun üzerine râhip getirildi. Ona:Dininden dön! denildi. O bunda direndi. Hemen bir testere getirildi. Başının ortasına konuldu. Ortadan ikiye bölündü ve iki parçası yere düştü. Sonra oğlan getirildi. Ona da:Dininden dön! denildi. O da imtina etti. Kral onu da adamlarından bazılarına teslim etti.Onu falan dağa götürün, tepesine kadar çıkarın. Zirveye ulaştığınız zaman (tekrar dininden dönmesini talep edin); dönerse ne âla, aksi takdirde dağdan aşağı atın! dedi. Gittiler onu dağa çıkardılar. Oğlan:Allahım, bunlara karşı, dilediğin şekilde bana kifayet et! dedi. Bunun üzerine dağ onları salladı ve hepsi de düştüler. Oğlan yürüyerek kralın yanına geldi. Kral: “Arkadaşlarıma ne oldu?” dedi.Allah, onlara karşı bana kifayet etti cevabını verdi. Kral onu adamlarından bazılarına teslim etti ve:Bunu bir gemiye götürün. denizin ortasına kadar gidin. Dininden dönerse ne âla, değilse onu denize atın! dedi. Söylendiği şekilde adamları onu götürdü. Oğlan orada:Allahım, dilediğin şekilde bunlara karşı bana kifayet et! diye dua etti. Derhal gemileri alabora olarak boğuldular. Çocuk yine yürüyerek hükümdara geldi. Kral:Arkadaşlarıma ne oldu? diye sordu. Oğlan.Allah onlara karşı bana kifayet etti dedi. Sonra Kral’a:benim emrettiğimi yapmadıkça sen beni öldüremeyeceksin! dedi. Kral: “O nedir?” diye sordu. Oğlan:İnsanları geniş bir düzlükte toplarsın, beni bir kütüğe asarsın, sadağımdan bir ok alırsın. Sonra oku, yayın ortasına yerleştir ve: Oğlanın Rabbinin adıyla” dersin. Sonra oku bana atarsın. İşte eğer bunu yaparsan beni öldürürsün!” dedi. Hükümdar, hemen halkı bir düzlükte topladı. Oğlanı bir kütüğe astı. Sadağından bir ok aldı. Oku yayının ortasına yerleştirdi. Sonra:Oğlanın Rabbinin adıyla! dedi ve oku fırlattı. Ok çocuğun şakağına isabet etti. Çocuk elini şakağına okun isabet ettiği yere koydu ve Allah’ın rahmetine kavuşup öldü. Halk:Oğlanın Rabbine iman ettik! dediler. Halk bu sözü üç kere tekrar etti. Sonra krala gelindi ve:Ne emredersiniz? Vallahi korktuğunuz başınıza geldi. Halk oğlannın Rabbine iman etti! denildi. Kral hemen yolların başlarına hendekler kazılmasını emretti. Derhal hendekler kazıldı. İçlerinde ateşler yakıldı. Kral:Kim dininden dönmezse onu bunlara atın! diye emir verdi. Yahut hükümdara “sen at!” diye emir verildi.İstenen derhal yerine getirildi. Bir ara, beraberinde çocuğu olan bir kadın getirildi. Kadın oraya düşmekten çekinmişti, çocuğu:Anneciğim sabret. zira sen hak üzeresin! dedi.”Müslim, Zühd 73, (3005); Tirmizi, Tefsir, Bürûc, (3337).BEŞİKTE KONUŞANLARIN KISSASI

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 4958
  • Hz. Süheyb radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:Sizden öncekiler arasında bir kral vardı. Onun bir de sihirbazı vardı. Sihirbaz yaşlanınca Kral’a: Ben artık yaşlandım. Bana bir oğlan çocuğu gönder de sihir yapmayı öğreteyim!” dedi. Kral da öğretmesi için ona bir oğlan gönderdi. Oğlanın geçtiği yolda bir râhip yaşıyordu. (Bir gün giderken) rahibe uğrayıp onu dinledi, konuşması hoşuna gitti. Artık sihirbaza gittikçe, râhibe uğruyor, yanında (bir müddet) oturup onu dinliyordu.(Bir gün) delikanlıyo sihirbaz, yanına gelince dövdü. Oğlan da durumu râhibe şikayet etti. Rahip ona:Eğer sihirbazdan (dövecek diye) korkarsan: Ailem beni oyaladı!” de; ailenden korkacak olursan, “beni sihirbaz oyaladı” de!” diye tenbihte bulundu.O bu halde (devam eder) iken, insanlara mani olmuş bulunan büyük bir canavara rastladı. (Kendi kendine:)Bugün bileceğim; sihirbaz mı efdal, rahip mi efdal! diye mırıldandı. Bir taş aldı ve:Allahım! Eğer râhibin işi, sana sihirbazın işinden daha sevimli ise, şu hayvanı öldür de insanlar geçsinler! deyip, taşı fırlattı ve hayvanı öldürdü. İnsanlar yollarına devam ettiler. Delikanlı râhibe gelip durumu anlattı. Rahib ona:Evet! Bugün sen benden efdalsin (üstünsün)! Görüyorum ki, yüce bir mertdebedesin. Sen imtihan geçireceksin. İmtihana maruz kalınca sakın benden haber verme! dedi. Oğlan anadan doğma körleri ve alaca hastalığına yakalananları tedavi eder, insanları başkaca hastalıklardan da kurtarırdı. Onu kralın gözlyeri kör olan arkadaşı işitti. Birçok hediyeler alarak yanına geldi ve: “Eğer beni tedavi edersen, şunların hepsi senindir” dedi. O da:Ben kimseyi tedavi etmem, tedavi eden Allah’tır. Eğer Allah’a iman edersen, sana şifa vermesi için dua edeceğim. O da şifa verecek! dedi. Adam derhal iman etti, Allah da ona şifa verdi.Adam bundan sonra kralın yanına geldi. Eskiden olduğu gibi yine yanına oturdu. Kral:Gözünü sana kim iade etti? diye sordu.Rabbim! dedi. Kral:Senin benden başka bir Rabbin mi var? dedi. Adam:Benim de senin de Rabbimiz Allah’tır! cevabını verdi. Kral onu yakalatıp işkence ettirdi. O kadar ki, (gözünü tedavi eden ve Allah’a iman etmesini sağlayan) oğlanın yerini de gösterdi. Oğlan da oraya getirildi. Kral ona:Ey oğul! Senin sihrin körlerin gözünü açacak, alaca hastalığını tedavi edecek bir dereceye ulaşmış, neler neler yapıyormuşsun! dedi. Oğlan:Ben kimseyi tedavi etmiyorum, şifayı veren Allah’tır! dedi. Kral onu da tevkif ettirip işkence etmeye başladı. O kadar ki, o da râhibin yerini haber verdi. Bunun üzerine râhip getirildi. Ona:Dininden dön! denildi. O bunda direndi. Hemen bir testere getirildi. Başının ortasına konuldu. Ortadan ikiye bölündü ve iki parçası yere düştü. Sonra oğlan getirildi. Ona da:Dininden dön! denildi. O da imtina etti. Kral onu da adamlarından bazılarına teslim etti.Onu falan dağa götürün, tepesine kadar çıkarın. Zirveye ulaştığınız zaman (tekrar dininden dönmesini talep edin); dönerse ne âla, aksi takdirde dağdan aşağı atın! dedi. Gittiler onu dağa çıkardılar. Oğlan:Allahım, bunlara karşı, dilediğin şekilde bana kifayet et! dedi. Bunun üzerine dağ onları salladı ve hepsi de düştüler. Oğlan yürüyerek kralın yanına geldi. Kral: “Arkadaşlarıma ne oldu?” dedi.Allah, onlara karşı bana kifayet etti cevabını verdi. Kral onu adamlarından bazılarına teslim etti ve:Bunu bir gemiye götürün. denizin ortasına kadar gidin. Dininden dönerse ne âla, değilse onu denize atın! dedi. Söylendiği şekilde adamları onu götürdü. Oğlan orada:Allahım, dilediğin şekilde bunlara karşı bana kifayet et! diye dua etti. Derhal gemileri alabora olarak boğuldular. Çocuk yine yürüyerek hükümdara geldi. Kral:Arkadaşlarıma ne oldu? diye sordu. Oğlan.Allah onlara karşı bana kifayet etti dedi. Sonra Kral’a:benim emrettiğimi yapmadıkça sen beni öldüremeyeceksin! dedi. Kral: “O nedir?” diye sordu. Oğlan:İnsanları geniş bir düzlükte toplarsın, beni bir kütüğe asarsın, sadağımdan bir ok alırsın. Sonra oku, yayın ortasına yerleştir ve: Oğlanın Rabbinin adıyla” dersin. Sonra oku bana atarsın. İşte eğer bunu yaparsan beni öldürürsün!” dedi. Hükümdar, hemen halkı bir düzlükte topladı. Oğlanı bir kütüğe astı. Sadağından bir ok aldı. Oku yayının ortasına yerleştirdi. Sonra:Oğlanın Rabbinin adıyla! dedi ve oku fırlattı. Ok çocuğun şakağına isabet etti. Çocuk elini şakağına okun isabet ettiği yere koydu ve Allah’ın rahmetine kavuşup öldü. Halk:Oğlanın Rabbine iman ettik! dediler. Halk bu sözü üç kere tekrar etti. Sonra krala gelindi ve:Ne emredersiniz? Vallahi korktuğunuz başınıza geldi. Halk oğlannın Rabbine iman etti! denildi. Kral hemen yolların başlarına hendekler kazılmasını emretti. Derhal hendekler kazıldı. İçlerinde ateşler yakıldı. Kral:Kim dininden dönmezse onu bunlara atın! diye emir verdi. Yahut hükümdara “sen at!” diye emir verildi.İstenen derhal yerine getirildi. Bir ara, beraberinde çocuğu olan bir kadın getirildi. Kadın oraya düşmekten çekinmişti, çocuğu:Anneciğim sabret. zira sen hak üzeresin! dedi.”Müslim, Zühd 73, (3005); Tirmizi, Tefsir, Bürûc, (3337).BEŞİKTE KONUŞANLARIN KISSASI

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 4958
  • Hz. Süheyb radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:Sizden öncekiler arasında bir kral vardı. Onun bir de sihirbazı vardı. Sihirbaz yaşlanınca Kral’a: Ben artık yaşlandım. Bana bir oğlan çocuğu gönder de sihir yapmayı öğreteyim!” dedi. Kral da öğretmesi için ona bir oğlan gönderdi. Oğlanın geçtiği yolda bir râhip yaşıyordu. (Bir gün giderken) rahibe uğrayıp onu dinledi, konuşması hoşuna gitti. Artık sihirbaza gittikçe, râhibe uğruyor, yanında (bir müddet) oturup onu dinliyordu.(Bir gün) delikanlıyo sihirbaz, yanına gelince dövdü. Oğlan da durumu râhibe şikayet etti. Rahip ona:Eğer sihirbazdan (dövecek diye) korkarsan: Ailem beni oyaladı!” de; ailenden korkacak olursan, “beni sihirbaz oyaladı” de!” diye tenbihte bulundu.O bu halde (devam eder) iken, insanlara mani olmuş bulunan büyük bir canavara rastladı. (Kendi kendine:)Bugün bileceğim; sihirbaz mı efdal, rahip mi efdal! diye mırıldandı. Bir taş aldı ve:Allahım! Eğer râhibin işi, sana sihirbazın işinden daha sevimli ise, şu hayvanı öldür de insanlar geçsinler! deyip, taşı fırlattı ve hayvanı öldürdü. İnsanlar yollarına devam ettiler. Delikanlı râhibe gelip durumu anlattı. Rahib ona:Evet! Bugün sen benden efdalsin (üstünsün)! Görüyorum ki, yüce bir mertdebedesin. Sen imtihan geçireceksin. İmtihana maruz kalınca sakın benden haber verme! dedi. Oğlan anadan doğma körleri ve alaca hastalığına yakalananları tedavi eder, insanları başkaca hastalıklardan da kurtarırdı. Onu kralın gözlyeri kör olan arkadaşı işitti. Birçok hediyeler alarak yanına geldi ve: “Eğer beni tedavi edersen, şunların hepsi senindir” dedi. O da:Ben kimseyi tedavi etmem, tedavi eden Allah’tır. Eğer Allah’a iman edersen, sana şifa vermesi için dua edeceğim. O da şifa verecek! dedi. Adam derhal iman etti, Allah da ona şifa verdi.Adam bundan sonra kralın yanına geldi. Eskiden olduğu gibi yine yanına oturdu. Kral:Gözünü sana kim iade etti? diye sordu.Rabbim! dedi. Kral:Senin benden başka bir Rabbin mi var? dedi. Adam:Benim de senin de Rabbimiz Allah’tır! cevabını verdi. Kral onu yakalatıp işkence ettirdi. O kadar ki, (gözünü tedavi eden ve Allah’a iman etmesini sağlayan) oğlanın yerini de gösterdi. Oğlan da oraya getirildi. Kral ona:Ey oğul! Senin sihrin körlerin gözünü açacak, alaca hastalığını tedavi edecek bir dereceye ulaşmış, neler neler yapıyormuşsun! dedi. Oğlan:Ben kimseyi tedavi etmiyorum, şifayı veren Allah’tır! dedi. Kral onu da tevkif ettirip işkence etmeye başladı. O kadar ki, o da râhibin yerini haber verdi. Bunun üzerine râhip getirildi. Ona:Dininden dön! denildi. O bunda direndi. Hemen bir testere getirildi. Başının ortasına konuldu. Ortadan ikiye bölündü ve iki parçası yere düştü. Sonra oğlan getirildi. Ona da:Dininden dön! denildi. O da imtina etti. Kral onu da adamlarından bazılarına teslim etti.Onu falan dağa götürün, tepesine kadar çıkarın. Zirveye ulaştığınız zaman (tekrar dininden dönmesini talep edin); dönerse ne âla, aksi takdirde dağdan aşağı atın! dedi. Gittiler onu dağa çıkardılar. Oğlan:Allahım, bunlara karşı, dilediğin şekilde bana kifayet et! dedi. Bunun üzerine dağ onları salladı ve hepsi de düştüler. Oğlan yürüyerek kralın yanına geldi. Kral: “Arkadaşlarıma ne oldu?” dedi.Allah, onlara karşı bana kifayet etti cevabını verdi. Kral onu adamlarından bazılarına teslim etti ve:Bunu bir gemiye götürün. denizin ortasına kadar gidin. Dininden dönerse ne âla, değilse onu denize atın! dedi. Söylendiği şekilde adamları onu götürdü. Oğlan orada:Allahım, dilediğin şekilde bunlara karşı bana kifayet et! diye dua etti. Derhal gemileri alabora olarak boğuldular. Çocuk yine yürüyerek hükümdara geldi. Kral:Arkadaşlarıma ne oldu? diye sordu. Oğlan.Allah onlara karşı bana kifayet etti dedi. Sonra Kral’a:benim emrettiğimi yapmadıkça sen beni öldüremeyeceksin! dedi. Kral: “O nedir?” diye sordu. Oğlan:İnsanları geniş bir düzlükte toplarsın, beni bir kütüğe asarsın, sadağımdan bir ok alırsın. Sonra oku, yayın ortasına yerleştir ve: Oğlanın Rabbinin adıyla” dersin. Sonra oku bana atarsın. İşte eğer bunu yaparsan beni öldürürsün!” dedi. Hükümdar, hemen halkı bir düzlükte topladı. Oğlanı bir kütüğe astı. Sadağından bir ok aldı. Oku yayının ortasına yerleştirdi. Sonra:Oğlanın Rabbinin adıyla! dedi ve oku fırlattı. Ok çocuğun şakağına isabet etti. Çocuk elini şakağına okun isabet ettiği yere koydu ve Allah’ın rahmetine kavuşup öldü. Halk:Oğlanın Rabbine iman ettik! dediler. Halk bu sözü üç kere tekrar etti. Sonra krala gelindi ve:Ne emredersiniz? Vallahi korktuğunuz başınıza geldi. Halk oğlannın Rabbine iman etti! denildi. Kral hemen yolların başlarına hendekler kazılmasını emretti. Derhal hendekler kazıldı. İçlerinde ateşler yakıldı. Kral:Kim dininden dönmezse onu bunlara atın! diye emir verdi. Yahut hükümdara “sen at!” diye emir verildi.İstenen derhal yerine getirildi. Bir ara, beraberinde çocuğu olan bir kadın getirildi. Kadın oraya düşmekten çekinmişti, çocuğu:Anneciğim sabret. zira sen hak üzeresin! dedi.”Müslim, Zühd 73, (3005); Tirmizi, Tefsir, Bürûc, (3337).BEŞİKTE KONUŞANLARIN KISSASI

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 4958
  • Abdullah İbnu Selmân, Resülullah (aleyhissalâtu vesselam)’ın ashabından birisinden naklediyor: “Hayberin fethedildiğii gün bir adam Hz. Peygamber’e gelerek:Ey Allah’ın Resülü, bugün ben öyle bir kâr ettim ki böyle bir kârı şu vadi ahalisinden hiçbiri yapmamıştır dedi. Efendimiz:Bak hele! Neler de kazandın? diye sordu. Adam:Ben alıp satmaya ara vermeden devam ettim. Öyle ki üçyüz okiyye kâr ettim dedi. Aleyhissalâtu vesselâm efendimiz:

    Sana kârların en hayırlısını haber vereyim mi?” diye sordu. Adam:O nedir, ey Allah’ın Resülü? dedi. Efendimiz açıkladı:(Farz) namazdan sonra, kılacağın iki rekattir.Ebü Dâvud, Cihâd 180, (2785).

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 2301
  • Hz. Mu’âz radıyallahu anh anlatıyor: “Ey Allah’ın Resûlü! dedim, hanımım hayızlı iken bana helal olan nedir?” “İzar’ın yukarısı, ancak bundan da sakınsan daha iyi olur!” buyurdular.”Rezin tahric etti. Ebu Davud, Taharet 83, (212, 213).

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 3802
  • İbnu Abbas radıyallahu anhümâ’dan nakledildiğine göre: “Nesebten yedi, sıhriyetten de yedi kişi haram edilmiştir” demiş ve şu ayeti okumuştur. (Mealen): “Size şu kadınları nikahlamak haram kılındı: Anneleriniz, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kızkardeşlerinizin kızları, sizi emzirmiş olan süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, hanımlarınızın anneleri, aranızdan zifaf geçmiş olan kadınlarınızdan doğan üvey kızlarınız. Eğer zifaf geçmemişse onların kızlarını nikâhlamakta size günah yoktur. Öz oğullarınızın hanımlarını nikâhlamanız ve iki kızkardeşi birden nikahınız altına almanız da size haram kılındı…” (Nisa 23).Buhâri, Nikâh 24.

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 5630
  • İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) Benî Nadir’in hurmalığını yaktırdı ve kestirdi. Burası (Medine’de Yahudilerin ikamet ettikleri yer olan) Büveyra (denen mevki) idi. Vak’aüzerine şu âyet indi: “Herhangi bir hurma ağacını kestiniz, yahud kökleri üstünde dikili bıraktınızsa (hep) Allah’ın izniyledir. (Bu izin de) fâsıkları rüsvay edeceği için (verilmiş)tir” (Haşr, 5).Buharî, Tefsir, Haşr 2, Hars ve Müzâra’a 6, Cihâd 154; Megâzi 14; Müslim, Cihad 139, (746), Tirmizî, Tefsir, Haşr (3298); Ebü Dâvud, Cihâd 91, (2615).

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 820
  • Rezin, Hz. Enes radıyallahu anh’tan yaptığı bir rivayette şu ziyadeyi kaydetmiştir: “Zira yemek kabı, kendisini yalayıp yıkayana istiğfarda bulunur ve: “Beni şeytandan kurtardığın gibi, Allah da seni ateşten kurtarsın” der.”* * *HADİSLER (KÜTÜB-İ SİTTE)* * *EL VE AĞZIN YIKANMASI

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 3859