
Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm taksim edilemeyen malda şüf’a hakkı tanıdı. Eğer (taşınamaz mal taksim edilip) hududlar belli olursa artık şuf’a hakkı yoktur.”ŞUF’A TALEBİ

Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm taksim edilemeyen malda şüf’a hakkı tanıdı. Eğer (taşınamaz mal taksim edilip) hududlar belli olursa artık şuf’a hakkı yoktur.”ŞUF’A TALEBİ

Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm taksim edilemeyen malda şüf’a hakkı tanıdı. Eğer (taşınamaz mal taksim edilip) hududlar belli olursa artık şuf’a hakkı yoktur.”ŞUF’A TALEBİ

Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm taksim edilemeyen malda şüf’a hakkı tanıdı. Eğer (taşınamaz mal taksim edilip) hududlar belli olursa artık şuf’a hakkı yoktur.”ŞUF’A TALEBİ

Vâsile İbnu’l-Eskâ el-Leysî radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, tirit (tabağın)ın ortasına elini koyup: “Bismillah diyerek etrafından (kendinize yakın yerinden) yiyin, orta kısmını bırakın. Zira yemeğe bereket ortasından gelir” buyurdular.”YEMEKTEN HİZMETÇİYE DE İKRAM

Ebu Zeyd İbnu Ahtab anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm eliyle yüzümü okşadı ve bana dua etti.”Urve der ki: “Ben onu yüzyirmi sene kadar yaşadıktan sonra gördüm, yüzünde sayılabilecek kadar sayıda beyaz kıl vardı.”Tirmizi, Menakıb 10, (3633).

Hz. Ali (radıyallahu anh) anlatıyor: “Halk öyle çetin devirler yaşayacak ki, o zaman zenginler, kendilerine emredilmediği halde, cimriliklerinden, ellerindekileri çok sıkı tutacaklar. Cenab-ı Hakk: “Aranızdaki fazileti unutmayın” buyurmaktadır (Bakara 237). Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) da şunları yasaklamıştır: Bey’u’l-muzdar’ı, bey’u’l-garâr’ı, (meçhûlün satışı) ve salâhı ortaya çıkmadan meyve satışını.”Ebu Dâvud, Büyû 26 (3382).

İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), beraberinde Usâme İbnu Zeyd, Bilâl, Osman İbnu Talha (radıyallahu anhümâ) olduğnu halde hep beraber girip kapıyı kapadılar. Açtıkları zaman içeri ilk giren ben oldum. Bilal’le karşılaştım ve hemen Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın Kâbe’nin içerisinde namaz kılıp kılmadığını sordum.Evet dedi, “iki Yemânî direk arasında.” Kaç rek’at kıldığını sormayı unuttum.”

Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm:Ahirette kimin hesabı münakaşa edilirse, azaba maruz kalacak demektir! buyurmuşlardı. Ben: “Nasıl olur? Allah Teâla hazretleri (meâlen):O vakit kimin kitabı sağ eline verilirse; kolay bir hesabla muhasebe edilecek ve ehline sevinçli olarak dönecek (İnşikak 7-9) buyurmadı mı, (bu hesap münakaşası değil mi)?” dedim.Hayır! buyurdular, bu (münakaşa değil) arzdır. Kıyamet günü hesâba çekilen herkes mutlaka helak olmuş demektir!Buhari, ilim 35, Tefsir, İnşikak 1, Rikak 49; Müslim, Cennet 80, (2876); Ebu Davud, Cenaiz 3, (3093); Tirmizi, Kıyamet 6, (2428).* * *HADİSLER (KÜTÜB-İ SİTTE)* * *

Şâ’bî (rahimehullah) anlatıyor: “İki kişi, üçüncü bir şahsın hırsızlık yaptığına dair şahitlikte bulundular. Bunun üzerine Hz. Ali (radıyallâhu anh) adamın kolunu kesti. Bu iki kişi gidip bir müddet sonra diğer bir adamı getirip: “Biz hata etmişiz, hırsızlığı yapan o değilmiş (bu imiş)” dediler. Hz. Ali (radıyallâhu anh) bunların şahidliğini iptal ederek (getirdikleri bu şahıs aleyhinde kabul etmedi. Ayrıca) onlara, önceki adamın diyetini yükledi ve: “Bilsem ki siz bu işi bilerek yaptınız, kollarınızı keserdim” dedi”.Buharî, Diyât 21 (Bab başlığında senetsiz olarak kaydedilmiştir).HADDÜ’L-HAMR

Hz. Ömer radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki:Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah’a ve Resülüne ise, onun hicreti Allah ve Resülünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikâhlanacağı bir kadına ise, onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir.Buhâri, Bed’ü’l-Vahy 1, Itk 6, Menâkıbu’l-Ensâr 45, Nikâh 5, Eymân 23, Hiyel 1; Müslim, İmâret 155, (1907); Ebu Dâvud, Talâk 11, (2201); Tirmizi, Fedâilu’I-Cihâd 16, (1647); Nesâî, Tahâret 60, (1, 59, 60).