
Hz. İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Suda, otta, ateşte. Bunlardan alınacak bedel de haramdır.”Ebu Said dedi ki: “Sudan maksad) akarsudur..”

Hz. İbnu Abbas radıyallahu anhüma anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Suda, otta, ateşte. Bunlardan alınacak bedel de haramdır.”Ebu Said dedi ki: “Sudan maksad) akarsudur..”

Ebu Ümâme (radıyallahu anh) anlatıyor: “Kim bizzat gazveye katılmaz veya bir gaziyi techiz etmez veya bir gazinin ailesini hayırlı bir şekilde himaye etmez ise, Allah kıyamet gününden önce ona hiç beklemediği bir musibet ulaştırır.”Ebu Dâvud, Cihâd 18, (2503).

İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) buyurdu ki: “Hz. İsa (aleyhisselam)’dan sonra bir kısım melikler Tevrat ve İncil’i tahrif ettiler. Aralarında mü’min olanlar da vardı, bunlar Tevrat ve İncil’i okuyorlardı. (Müminlerin okuduklarından rahatsız olan) bazıları, meliklerine şöyle dediler: “Bunların bize yaptığı hakâretten daha ağır hakâret, savurdukları küfürden daha galiz küfür görmedik. Kitapta, “Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendisidirler”(Mâide, 44) diye okuyup, kitaptan gösterdikleri âyetlerle bizi yaptığımız işlerden dolayı kınıyorlar (kâfır, fasık oldunuz diyorlar.) Onları çağırıp uyarın, bizim okuduğumuz gibi okusunlar, bizim inandığımız gibi inansınlar.”Melik onları çağırıp topladı, ya ölümü ya da tahrif edilmiş haliyle Tevrat ve İncil’i okumaktan birini tercih etmelerini teklif etti: Onlar:- İstediğiniz bu mu? bizi bırakın (bir düşünelim)! dediler. Sonra bunlardan bir kısmı:- Bize bir kule inşa edin, bizi içine tıkın, yiyecek ve içeceğimizi çekebileceğimiz (ip gibi) bir şeyler de verin, böylece bizden size hakaret sayılacak bir şey ulaşmamış olur dedi. Diğer bir kısmı da:- Bırakın bizi başımızı alıp gidelim. Yeryüzünde dolaşır, vahşi hayvanlar gibi yer içeriz. Bizi kendi memleketinizde (faaliyet yapar) bulursanız öldürürsünüz dedi. Bir grup da:- Bize ıssız bir arazinin ortasında evler inşa ediverin. Biz orada kendi başımıza kuyular açıp ziraat yapalım, sizinle hiç konuşmayalım, sizlere uğramıyalım da! dedi. Bunların her kabilede samimi yakınları vardı. İsteklerini kabul ettiler (ve öldürmediler). Cenab-ı Hakk (onların kalbine, şu ayette temas buyurduğu) ruhbaniyeti inzal buyurdu:…Üzerlerine bizim gerekli kılmadığımız fakat kendilerinin güya Allah’ın rızasını kazanmak için ortaya attıkları rahbaniyete bile gereği gibi riâyet etmediler. İçlerinde inanmış olan kimselere ecirlerini verdik. Ama çoğu yoldan çıkmışlardır (Hadid, 27).Geri kalanlar da şöyle dediler:- Falancaların ibadet ettiği gibi biz de ibadet edelim. Falancaların yeryüzünde dolaştığı gibi biz de dolaşalım, falancaların edindiği gibi biz de evler edinelim.Bunlar şirkleri üzerine devam eden kimselerdi. Bunlar kendilerine uydukları (diğer) kimselerin imanlarını da bilmiyorlardı. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e nübüvvet geldiği zaman, bu ruhbanlardan pek az kimse kalmıştı. Bu kişi, mâbedinden indi, seyyah olup dolaşan bir kişi seyahatinden döndü, bir kişi de manastırından çıktı. Bunlar gelip iman ettiler ve tasdikte bulundular. (Bütün Ehl-i Kitap hakkında) Cenab-ı Hakk şöyle buyurdu: “Ey iman edenler, Allah’tan korkun. Onun peygamberine de iman edin ki, (Allah) size rahmetinden iki kat nasib versin” (Hadid, 28).Burada zikri geçen iki kat nasibden biri: Hz. İsa (aleyhisselam)’ya İncil’e ve Tevrat’a olan imanları sebebiyledir, diğeri de Hz. Muhammed aleyhissalâtu vesselâm)’e olan imanları ve onu tasdikleri sebebiyledir.(Ayet şöyle devam ediyor): “Sizin için yardımıyla yürüyeceğiniz bir nur lutfetsin…” (Hadid, 28). Bu nurdan maksad Kur’ân ve Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e ittiba etmeleridir.Vahiy şöyle devam ediyor: “…Ehl-i Kitap, hakikaten Allah’ın fazl(u kerem)inden hiçbir şeye nâil olamayacaklarını, muhakkak bütün inâyetin Allah’ın elinde bulunduğunu, onu (ancak) dileyeceği kimselere vereceğini bilmedikleri için mi (küfürde inad ediyorlar? Halbuki bunu pekâla biliyorlar da). Allah büyük fazl-u kerem sâhibidir” (Hadid, 29).Nesâî, Kad 12, (8, 231).MÜCÂDELE SURESİ

Tirmizî’nin rivayeti şöyledir: “Allah, sizden önce yaşamış olan bir kimseye rahmetiyle muamele etti. Çünkü bu adam satınca kolaylık gösterir, satın alınca kolaylık gösterir, alacağını isteyince (kabalık ve sertlik değil, anlayış ve) kolaylık gösterirdi.”Tirmizî, Büyû 75. (1320).* * *HADİSLER (KÜTÜB-İ SİTTE)* * *

Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Hz. Ömer ve Hz. Ebu Bekr radıyallahu anhüma için:Bu ikisi var ya, bunlar, öncekiler ve sonrakilerden cennetlik olan kühûlün efendisidirler.Tirmizi, Menakıb, (3366).

Enes İbnu Mâlik (radıyallahu anh) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Allah’ın hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan -Rabbinin izniyle her zaman meyve veren- hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun?” (İbrahim, 24-25) ayetinde zikredilen ağaç hakkında: “O hurma ağacıdır” buyurdu. Ve müteakip ayette ifade edilen kötü ağacı da hanzale’ye (zakkum, Ebu Cehil karpuzu da denir, mercimek ağacıdır) benzetti. Ayet şöyle: “Çirkin bir söz de yerden koparılmış, hiç bir sebatı olmayan kötü bir ağaca benzer” (İbrahim, 26).Tirmizi, Tefsir, İbrahim (3118).

İbnu Abbâs radıyallahu anhümâ anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm, Uhud şehidlerinin üzerinden demir(den mamul silah, zırh gibi şeyler)in ve deri(den mamul kan bulaşmamış giyecek)lerin çıkarılmasını ve onların elbiseleri ve kanlarıyla gömülmelerini emretti.”Ebu Dâvud, Cenâiz 31, (3134).DEFİNDE TA’CİL

İbnu Mes’ud (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e:- Hangi günah daha büyük? diye sordum. Şu cevabı verdi:Seni yaratmış olduğu halde Allah’a ortak koşmandır!- Sonra hangisi gelir? dedim.Seninle beraber yiyecek korkusuyla çocuğunu öldürmendir! dedi.Ben tekrar:- Sonra ne gelir? dedim.Komşunun helâlliği ile zina etmen!dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın bu sözlerine te’yiden şu mealdeki âyet nazil oldu:Onlar ki, Allah’ın yanına başka bir Tanrı daha (katıp) tapmazlar, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar, zina etmezler. Kim bunlardan birini yaparsa cezaya çarpar (Furkan 68).Buharî, Tesfir, Furkân 2, Bakara 3, Edeb 20, Muharib’in 20, 46; Müslim,İman 141, (86); Ebu Davud, Talâk 50, (2310); Tirmizî, Tefsir, Furkân (3181).ŞUARA SÛRESİ

Hz. Aişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: “Biz Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) için sabahleyin tuluk içerisine nebiz kurardık, efendimiz onu akşamleyin içerdi, akşamdan kurardık sabahleyin içerdi.”Hz. Aişe devamla der ki: “Biz su kabını, biri sabah, biri akşam olmak üzere günde iki kere yıkardık.”Ebü Dâvud, Eşribe 10, (3711, 3712); Tirmizî, Eşribe 7, (1872); Nesâi, Eşribe 48, (8, 320).

Übey İbnu Ka’b radıyallahu anh anlatıyor: “Resulullah aleyhissalatu vesselam Cum’a günü, ayakta Tebareke’yi okudu. Bize Allah’ın günlerini (Kıyamet’i) hatırlattı. Bu sırada Ebu’d-Derda -veya Ebu Zerr bana dürttü ve: “Bu sure ne zaman indirildi? Ben, onu şu ana kadar işitmedim” dedi. Ubey ona: “Sus!” diye işaret etti. Namazdan çıkınca: “Ben sana bu surenin ne zaman indirildiğini sordum, sen bana söylemedin!” dedi. Ubey de: “Bugünkü namazından, bu lakırdıdan başka bir nasibin yok!” diye cevap verdi. Soru sahibi (koşarak) Resulullah aleyhissalatu vesselam’a gitti ve hadiseyi anlatarak Ubey’in kendisine söylediğini haber verdi. Resulullah da ona: “Übey doğru s¢ylemiş” cevabında bulundu.”CUMA NAMAZINDA KIRAAT