Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: “Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)’e sorular sordular. Soruda öylesine aşırı gittiler ki, birgün minbere çıkıp (öfkeyle): “Sorun, her sorunuza cevap vereceğim” dedi. Cemaat bu sözü işitince, korkuyla başlarını öne eğdiler. Başlarına mühim bir hadise gelmekte olmasından korktular.Enes (radıyallahu anh) devamla dedi ki: “Ben sağıma soluma bakmaya başladım. Bir de ne göreyim, herkes elbisesini başına sarmış ağlıyordu. (Kimseden ses çıkmıyordu). Derken, münakaya falan ettiği zaman, babasından başka birisine nisbet edilen bir kimse ilk konuşan oldu: “Ey allah’ın Resûlü! Babam kimdir?” dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): “Baban Hüzâfedir” buyurdu. Hz. Ömer (radıyallahu anh) de: “Rabb olarak Allah’tan, din olarak İslâm’dan, peygamber olarak da Muhammed’den razıyız. Fitnelerden Allah’a sığınırız” dedi. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) de: “Hayır ve şer her ikisinin de bugünkü kadar bol indiğini hiç mi hiç görmedim. Bana cennet ve cehennem gözle görülecek hale getirildi ve onları şu duvarın önünde gördüm.” dedi.Buhari, Tefsir, Maide 12; Rikâk 27; İ’tisam 3; Müslim, Fedail 134- 138, (2359); Tirmizi, Tefsir, Maide (3058).Bir rivayette şu ziyade var: “…Bunun üzerine şu ayet indi: “Ey iman edenler! Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kur’ân indirilirken onları sorarsanız size açıklanır, (ama üzülürsünüz). Allah sorduğunuz şeyleri affetmiştir. Allah bağışlayandır, halimdir. Sizden önce bir millet onları sormuştu. Sonra da onları inkâr etmişlerdi” (Maide 101-102).