• Hz. Enes (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resülullah (aleyhissalatu vesselâm) güneş yüksekte ve canlı iken ikindiyi kılardı. Bu esnada kişi avâli’ye (dış semtlere) gider, oraya varırdı ve hâlâ güneş yüksekliğini muhafaza ederdi. Gidilen bu avâli’den bazıları Medîne’ye dört mil uzaklıkta idi.”Buhârî, Mevâkît 13, İ’tisâm 16; Müslim, Mesâcîd 192-197, (621-624); Muvatta, Vuküt 11, (1, 8-9); Ebü Dâvud, Salât 5, (404-405); Nesâî, Mevâkît 8, (1, 252-254).

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 2358
  • Ebu’l-Cüveyriyye el-Cermî (rahimehullah) anlatıyor: “Rum diyarında içinde dinar bulunan kırmızı bir küp ele geçirdim. Bu sırada emîr, Hz. Muâviye (radıyallahu anh) idi. Başımızda da komutan olarak, Hz. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın ashabından, Ma’n İbnu Yezid (radıyallahu anh) adında Benî Süleym’den biri vardı. Küpü ona getirdim. O altınları Müslümanlara taksim etti. Bana da, öbürlerine verdiği kadar bir pay verdi. Sonra da, “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın: ‘Nefî (armağan) ancak hums’tan sonra olur” dediğini işitmemiş olsaydım sana (daha fazla) verirdim” dedi. Sonra bana, kendi hissesinden bağışta bulundu.”Ebu Dâvud, Cihâd 160, (2753, 2754).* * *HADİSLER (KÜTÜB-İ SİTTE)* * *

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 1089
  • Âmir İbnu Sa’d babası radıyallahu anh’tan naklen anlatıyor: “”Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Benî Muâviye Mescidine girdi. Orada iki rek’at namaz kıldı, biz de onunla beraber kıldık. Sonra Rabbine uzun uzun dua etti. Sonra yanımıza döndü. Dedi ki:Rabbimden üç şey talep ettim. İkisini verdi, birini geri çevirdi: Rabbimden ümmetimi umumi bir kıtlıkla helâk etmemesini talep ettim, bunu bana verdi. Ümmetimi suda boğulma suretiyle helâk etmemesini diledim, bana bunu da verdi. Ümmetimin kendi aralarında savaşmamalarını da talep etmiştim, bu geri çevrildi.Müslim, Fiten 20, (2890).

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 4485
  • Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Her hastalığın bir devası vardır. Hastalığın ilacına rastlanırsa Allah Teâla’nın izniyle hastalıktan şifa bulur.”TEDAVİNİN MEKRUHLUĞU

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 3951
  • Urve rahimehullah anlatıyor: “Hz. Aişe radıyallahu anhâ bana anlattı ki: Cahiliye devrinde dört çeşit nikâh mevcuttu: Bunlardan biri, bugün (dinimizin meşru kıldığı ve) herkesçe tatbik edilen nikâhtır: Kişi, kişiden kızını veya velisi bulunduğu kızı ister, mehrini verir, sonra onunla evlenir.Diğer bir nikâh çeşidi şöyleydi: Kişi, hanımı hayızdan temizlenince: “Falancaya git, ondan hamilelik talep et” der ve hanımını ona gönderirdi. -Kadının o yabancı erkekten hâmile kaldığı anlaşılıncaya kadar, kocası ondan uzak durur, temasta bulunmazdı. O adamdan hamileliği açıklık kazanınca, zevcesi dilerse onunla zevciyât muamelelerine başlardı. Bu nikâh çeşidine asaletli bir evlat elde etmek için başvurulurdu. İşte bu nikaha nikahu’l-istibza denirdi.Diğer bir nikâh çeşidi şöyleydi: On kişiden az bir grup toplanır, bir kadının yanına girerler ve hepsi de ona temasta bulunurdu. Kadın hâmile kalıp doğum yaparsa, doğumdan birkaç gün sonra, kadın onlara haber salar, hepsini çağırırdı. Hiçbiri bu davete icabet etmekten kaçınamaz, kadının yanına gelirdi. Kadın onlara: “Hadisenizi hatırlamış olmalısınız. İşte şimdi doğum yaptım. Ey falan, çocuk senindir” der, çocuğu bunlardan dilediğine nisbet ederdi. Adamın buna itiraz etmeye hakkı yoktu.Diğer dördüncü nikâh çeşidi şöyleydi: Çok sayıda insan toplanıp bir kadının yanına girerlerdi. Kadın gelenlerden hiçbirine itiraz edemezdi. Bu kadınlar fahişe idi. Kapılarının üzerine bayraklar dikerlerdi. Bu kadınlarla temas arzu eden herkes bunların yanına girebilirdi. Bunlardan biri hamile kaldığı takdirde, çocuğunu doğurduğu zaman, o adamlar kadının yanında toplanırlar ve kâifler çağırırlardı. Kâifler bu çocuğun, onlardan hangisine ait olduğunu söylerse nesebini ona dâhil ederlerdi. Çocuk da ona nisbet edilir, onun çocuğu diye çağrılırdı. O kimse bunu reddedemezdi.Muhammed aleyhissalâtu vesselâm hak ile gönderilince, bütün cahiliye nikâhlarını yasakladı, sadece insanların bugün tatbik etmekte olduğu nikâhı bıraktı.”Buhari, Nikah 36; Ebu Davud, Talak 33, (3272).VELİLER VE ŞÂHİDLER

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 5615
  • Hz. Ebu Zerr radıyallahu anh anlatıyor: “(Ashabtan bazıları): “Ey Allah’ın Resûlü! Zenginler ücretleriyle gittiler. Onlar da bizim gibi namaz kıldılar, bizim gibi oruç tuttular, mallarının artanından da sadaka verdiler!” dediler. Aleyhissalatu vesselam:Allah size de tasadduk edeceğiniz şeyler verdi: Her bir tesbih sadakadır, her bir tekbir sadakadır, her bir tahmid sadakadır, her bir tehlil sadakadır, emr-i bi’l-ma’ruf sadakadır, nehy-i ani’l-münker sadakadır, herbirinizin (hanımıyla) cimaı sadakadır! buyurdu. Derken cemaatten: “Ey Allah’ın Resûlü! Yani birimizin şehvetine mubaşeret etmesine ücret mi var?” diye soranlar oldu. Aleyhissalâtu vesselâm:İhtiyacını haramla görmüş olsaydı bundan ona bir vebal var mıydı, yok muydu ne dersiniz? diye sual ettiler.Evet vardı! demeleri üzerine:Öyleyse, ihtiyacını helal yolla gördü mü bunda onun için ücret vardır! buyurdular.”Müslim, Zekat 53, (1006).

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 4640
  • Ömer İbnu’l-Hattab radıyallahu anh anlatıyor: “Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Muhakkak ki bir kişilik yemek iki kişiye yeter, iki kişilik yemek de üç ve dört kişiye yeter. Dört kişilik yemek de beş-altı kişiye yeter.”YEMEK SIRASINDA ELİ YIKAMA

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 6918
  • İbnu Abbâs hazretleri (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: “Bekr İbnu Leys kabilesinden bir adam, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’a gelerek, bir kadınla (itiraf ederek) dört kere zinâ yaptığını söyledi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ona yüz sopa vurulmasına hükmetti. Zîra adam bekârdı. Sonra, kadın aleyhine beyyine sordu. Kadın:- Ey Allah’ın Resûlü! Vallahi yalan söylüyor dedi. bunun üzerine, Resûlullah, adamı iftira (kazf) haddine, yani seksen sopaya mahkum etti.”Ebu Dâvud, Hudud 31, (4467).RESÛLULLAH’IN HADD TATBİK ETTİKLERİ KİMSELER

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 1576
  • Hz. Üsame radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: “Bir yerde veba çıktığını duyarsanız oraya girmeyiniz, bulunduğunuz yerde veba çıkmışsa oradan ayrılmayınız.”Buhari, Tıbb 30, Enbiya 50, Hiyel 13; Müslim, Selam 92 (2218); Muvatta, Cami 23, (2, 896); Tirmizi, Cenaiz 66, (1065).* * *HADİSLER (KÜTÜB-İ SİTTE)* * *

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 4009
  • Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: “Sa’d İbnu Mu’az radıyallahu anh kolundaki (can) damarından isabet aldığı zaman Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm onu elindeki uzunca bir demir çubukla bizzat dağladı. Ancak yarası tekrar şişti. Resûlullah da ikinci sefer dağladı.”Müslim, Selam 75, (2208); Ebu Davud, Tıbb 7, (3866).* * *HADİSLER (KÜTÜB-İ SİTTE)* * *

    Continue reading →: Kütüb-i Sitte Hadis 3989